Sekiz Yıllık Uzman Yeni Mezundan Az Kazanıyor. İşveren Çalışan Bulamıyor. Aynı Seviyede Dağ Gibi Maaş Farkları Var
Ücretlerde Uçurum Var. Ve Bu Hepimizi Yoruyor.
Türkiye’de iş piyasası artık iki ayrı gezegene bölünmüş gibi.
Bir tarafta çalışanlar: “Bu maaşla geçinilmiyor.”
Diğer tarafta işverenler: “Bu rakam sürdürülebilir değil.”
İkisi de aynı ülkede.
Aynı sektörde.
Hatta bazen aynı şirkette.
Üç yıldır derinleşen bir gerilim var. Bu yıl artık gerilim değil, kırılma.
Sahada gördüğümüz tablo net:
Çalışan için maaş yetmiyor.
İşveren için rakamlar çok yüksek.
“Piyasada daha uyguna çok kişi var” deniyor ama bulunamıyor.
Bulunan kalmıyor.
İşe alım ekipleri şunu söylüyor:
Bu kadar keskin bir farklılaşmayı daha önce görmedik.
İki taraf da kendi açısından haklı.
Ama haklılık sistemi çalıştırmıyor.
Sorun taraflarda değil.
Sorun ücret mimarisinde.
Ücrette Sürdürülebilirlik Çöktü
Son dönemde en çok duyduğumuz cümle şu:
“Bu rakam sürdürülebilir değil.”
Aynı pozisyon.
Aynı şehir.
Aynı sorumluluk.
Ama maaş farkı yüzde 40, yüzde 60, hatta yüzde 100’e kadar çıkabiliyor.
Deneyim fark yaratmalı.
Kıdem fark yaratmalı.
Beceri fark yaratmalı.
Bu doğal.
Ama fark başka şeydir, uçurum başka.
Ücretler artık merdiven gibi artmıyor.
Ya sıçrıyor ya düşüyor.
Ortası kalmadı.
Bu da sistemi değil, refleksi yönetir hale getiriyor.
İçerideki Karmaşa
Geçen hafta bir görüşmede şu tabloyla karşılaştık:
Sekiz yıldır çalışan bir uzman, aynı pozisyonda yeni işe alınan kişiden yüzde 20 daha az kazanıyor.
Şirket “piyasa koşulları” diyor.
Uzman “peki benim sekiz yılım?” diyor.
İki taraf da kendi açısından haklı görünüyor.
Ama o şirkette artık kimse uzun vadeli plan yapamıyor.
Ücret sistemi yoksa şu olur:
-
Yeni gelen eskiyi geçer.
-
Eski çalışan sessizce motivasyon kaybeder.
-
Adalet algısı zedelenir.
-
İlk fırsatta ayrılık başlar.
Bu sadece maliyet değil.
Bu kültür meselesidir.
İçeride ücret dengesi bozulduğunda, performans sistemi de anlamını yitirir.
Çünkü insanlar performansın değil, pazarlığın ödüllendirildiğini düşünmeye başlar.
Son iki yılda şirketinizde kaç kişi ücret adaletsizliği nedeniyle ayrıldı?
Biliyor musunuz?
Çalışan Beklentisi – İşveren Gerçeği: Kopuş
Enflasyon baskısı sürüyor.
Çalışan daha fazla talep ediyor.
İşveren maliyet kontrolüne kilitleniyor.
Talep ile bütçe arasındaki makas açıldıkça ücretler lineer artmıyor.
Sıçrayarak kopuyor.
Sonuç?
-
İç denge bozuluyor.
-
Güven zedeleniyor.
-
İşveren maliyet baskısını daha sert hissediyor.
-
Çalışan çözümü iş değiştirmede arıyor.
Ve herkes yoruluyor.
Sahadaki Veriler Ne Söylüyor?
Danışmanlık verdiğimiz şirketlerde benzer pozisyonlar arasında yüzde 35 ila yüzde 60 arasında fark görüyoruz. Kritik rollerde bu oran daha da açılıyor.
Beş yıl önce yüzde 10–15 fark “anormal” sayılırdı.
Bugün yüzde 50 fark “piyasa gerçeği” olarak kabul ediliyor.
Normaller değişti.
Ama sürdürülebilirlik değişmedi.
Yeni norm, sağlıklı norm anlamına gelmez.
Önce İç Denge, Sonra Dış Piyasa
Çözüm maaş artırmak değil.
Çözüm ücret mimarisi kurmak.
Ücret yönetim sistemlerinin nasıl kurgulanması gerektiğine dair yaklaşımımızı burada detaylandırdık.
Gerçek çözüm şunlarla başlar:
-
İş analizi
-
İş değerleme
-
Grading ve bant sistemi
-
İç denge ölçümü
-
Piyasa medyanı ile karşılaştırma
Bir şirket önce kendi içindeki adaleti tanımlamalı.
İkinci kritik ilke şu:
Yeni alınan bir çalışan, aynı rol ve yetkinlik seviyesinde mevcut çalışanın sistematik olarak önüne geçirilmemeli.
Eğer piyasa zorunluluğu nedeniyle bu yapılıyorsa, içeride dengeleyici düzenleme yapılmalı.
Aksi halde içeride çatlak oluşur.
O çatlak performansla değil, ayrılıkla kapanır.
İç denge kurulduktan sonra dış piyasaya bakılır.
Her pozisyonda en yüksek ücret vermek zorunda değilsiniz.
Ama her pozisyonda adil ve tutarlı olmak zorundasınız.
Strateji net olmalı:
-
Genel roller medyan bandında
-
Kritik roller stratejik seviyede
-
Ama her durumda sistem içinde
Tepkiyle değil, mimariyle.
Küçük Ama Kritik Bir Soru
Kurumunuzda benzer pozisyonlar arasındaki ücret farkını gerçekten ölçtünüz mü?
Bu fark performansla mı açıklanıyor?
Yoksa pazarlık gücüyle mi?
Bazen mesele maaş artışı değildir.
Mesele ücret tasarımıdır.
Ücret adaleti, güvenin en görünür halidir.
Güven yoksa performans da sürdürülebilir değildir.
Sadakat hiç değildir.
Önce içeride denge.
Sonra dışarıdaki piyasa.
Unutmayın:
En pahalı maaş, adaletsiz maaştır.
TomorrowHR olarak şirketlerin ücret yönetim sistemlerini kurmalarına, iş analizi ve iş değerleme çalışmalarıyla iç dengeyi sağlamalarına destek oluyoruz.
Ama asıl soru şu:
Sizin şirketinizde ücretler yönetiliyor mu, yoksa savruluyor mu?